Kendinizi
kısaca tanıtmanızı
rica
etsek ?
Kısa bir
tanıtım için, daha önce yazmış olduğum otobiyografiden bir kaç satır alıntı
yapabilirim. 15 Ekim 1955 tarihinde, elli sene önce, İstanbul Şişli’de doğup,
Bebek’e taşınıyorum. Halen orada oturmaktayım. İlkokulu bu semtte bitirip Saint
Benoit Fransız Lisesi’ne giriyorum. Liseyi bitirdikten sonra bugün Marmara
Üniversitesi olan o tarihteki İ.T.İ.A. da, iktisat okuyorum. Askerliği önce
Sivas Temeltepe 48. piyade alayında, daha sonra Ağrı Patnos 34. piyade alayında
kısa dönem çavuşu olarak 8 ay yapıyorum. Söylemem lazım sıkı ama keyifli
askerlik oldu. Sürgün yeri olduğu için özellikle eğitim ortalaması yüksekti.
Sonra iş
hayatı, karımla tanışıyoruz, evleniyoruz, çocuk yapıyoruz. Kızımız Sera, Robert
College’ da iyi bir talebe.
1969 senesinin
yaz başında, oldukça avangard bir insan olan rahmetli babam, “bu oğlanın biraz
gezip dünyayı tanıması lazım” diyerek, rahmetli annemin diken diken olmuş
saçlarına aldırmadan beni, Karaköy Limanı’ndan, Samsun gemisine güverte bileti
ile atmasıyla yepyeni bir yaşam tarzı açılıyor önümde, gitarımı, mızıkamı bir de
boyunluğumu alıyorum elime, sırtımda çanta, son durak Barcelona’da iniyorum
gemiden. O seneden sonra her yaz, okul kapanır kapanmaz 108 dolar öğrenci dövizi
ile kendimi sınırın dışında bir yerlerde buldum. Nerelere gitmedim ki. Kuzey
Afrika’dan İskandinav ülkelerine, yeni dünyadan, Avrupa’nın en içlerine, kıyı
kıyı, şehir şehir dağ dağ gezdim. Lübnan sınırında üç ay bir kampta eğitim görüp
çalıştım. Kızılderili arkadaşlarım oldu. Askere gidene kadar her yaz ve her
fırsatta seyahat ettim. Sonra iş hayatı.
Hoş bir
hatunla tanıştım. Maceraperest, bohem, iyi sevgili, iyi avcı, iyi ahçı, sonra,
iyi dost, iyi eş, iyi anne oldu. Dört sene seyahatlere beraber devam ettik. 91
senesinde Sera doğdu. Kuzey kutbuna giderken üç, Portekiz’de altı, Ümit
Burnu’nda yedi yaşında ve hep yanımızda idi. Halen
çalışıyoruz, seyahat ediyoruz, okuyoruz, müzik yapıyoruz ve tabii ki
avlanıyoruz. Saroz’ da bir
evimiz var. Çok önemli bir mani yoksa senenin elli haftası gidiyoruz. Deniz ve
dağlar bizi yaşama bağlıyor. Okullar açılıp
da etraf tenhalaşınca bizim zamanımız başlıyor. Gündüzleri tuzlu, ıslak ve
heyecanlı, akşamları, balıklı, rakılı, müzikli, ateş başında geçiyor. Beş on yıl
sonrasında, beş yüz senedir yaşadığım şu şehri terk edip oralara yerleşmek umudu
var. Allah kısmet ederse...
Sualtı
Avcılığı eserinizi
yazma
ihtiyacını
neden hissettiniz ?
Deniz her yönüyle yaşamım da oldu. Galatasaray’ da uzun yıllar yüzdüm. Spor
yapmanın yanısıra avcılık dürtüsünün çok küçük yaşlarda ortaya çıkması, karada
olduğu kadar denizin hem üstünde hem altında balık peşinde koşmama neden
olmuştur.
Avcılık yapıyorsanız üstelik su altında avlanıyorsanız, bu işi kuralları ile
yapmalısınız. Su altı avcılığı, teorinin pratikle birebir örtüştüğü bir kaç
aktiviteden biridir ve çok zor bir avlanma şeklidir. Hataların bedeli bazen
yaşamınızla ödenir. Bu işi çok uzun yıllar severek yaptıktan sonra epey şey
biriktirdiğimi farkettim.
İlk forumlarda ve dergide paylaştığım bir kaç bilginin ne kadar çabuk ve hevesle
alındığını hayretle gördüm, bu işe hevesli ancak bilgiye ulaşmakta sıkıntı çeken
yüzlerce hevesli insan olduğunu farkettim.
Öğrendiklerimizi kendimize saklamasının bencilce bir davranış olduğunu
düşünüyorum. Deneyimlerimi, öğrendiklerimi, okuduklarımı kısaca su altı avcılığı
ile ilgili her şeyi, kolay anlaşılır bir dille yazma fikri bir dostumun beni
gayrete getirmesi ile ortaya çıktı. Yazmak pek zor olmadı ancak, tüm yazılanları
baskıya hazırlamak çok uğraştırdı beni. İşten sonra sabahlara kadar klavye
başında bir kaç zor ay geçirdim.
Bugün iyi bir şey yapmış olduğumu farkediyorum. Bu uğurda yaşamını yitirmiş
insanların olması son derece üzücü, ancak belki de bu bilgiler sayesinde riske
atılmamış yaşamlar da vardır.

Tabiri caizse bu
isin kitabını yazmış
biri olarak ne kadar bilinçli bir avcisiniz ?
Bu konuda inanın kesinlikle risk almam. Üstelik bir aile sahibi iseniz,
hırslarınız uğruna, size bağlı olanları, sizi sevenleri üzmeye hakkınız olamaz.
Hiç bir konudaki hırsınız yaşamınızdan daha değerli değildir. Her zaman iki kişi avlanırım. Bu işi disiplin haline getirmek için bazen tek
tüfekle gireriz.Partnerimin en az benim kadar iyi kondisyonda olmasına dikkat
ederim. Fizyolojik veya psikolojik açıdan iyi hissetmiyorsam kesinlikle suya
girmem. Ava çıkmadan önce, mera, hava ve deniz durumu gibi konularda muhakkak
çok iyi gözlem yaparım.
Peki yeni bir kitap projeniz var mi ?
Daha kapsamlı, ileri avcılık ve balık türlerine göre detaylı avlanma
tekniklerini de içinde bulabileceğiniz aynı çizgide kolay anlaşılır yeni bir
kitap yazma planlarım var. Zamanını henüz bilemiyorum.
Bu spor sadece erkeklere mi mahsus ?
Kesinlikle hayır, öncelikle eşim olmak üzere bir kaç iyi avcı hanım tanıyorum.
Doğru malzeme edinebilen herkes su altı avcılığı yapabilir. Şartlanmalarımızı
bir kenara bırakıp biraz da cesaret ilale edersek bu iş olur.
Ülkemizde çok yaygın olarak yapılan kaçak ve kural dışı avcılık
hakkındaki düşünceleriniz nedir ?
Ne yazık ki bu güzel ülkenin geleceğini heba etmek uğruna kural dışı yapılan çok
fazla şey var. Bütün mesele hayata geçirilebilecek ve uygulanırlığı olan bir
denetim sistemini kurmakla alakalıdır. İşin kuralı gayet basittir. rantıo
ortadan kaldırırsanız bu işe son verirsiniz, en azından çok çok aza
indirgersiniz.
Bu konuda Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü ile Ankara’ da yaptığımız toplantıda
önerilerimi dile getirdim. Öncelikle koruma altında olan türlerin çok net
belirlenmesi gerekir. Sonra, türlerin üreme zamanlarının doğru teşhis edilmesi lazım. Bu verilerle
ortaya çıkacak avlanma yasaklarını uygulamak kolaydır. Avı yasak deniz ürününü, vitrininde gördüğünüz restoranı veya tezgahı kaparsınız
olur biter. Bunun uygulanabilmesi için fahri müfettişlik sistemi önerdim. Bu konuyu inceliyorlar ancak hiç ümitli değilim. Çok fazla rant var ve kimse bu
işe çomak sokmaya cesaret edemeyecek. Değerlerimizi yavaş yavaş yitirmeye devam
edeceğiz.
Amatör avcı ruhu ile avlamaktan en çok zevk aldığınız balık
hangisidir ?
Sinarit ve çipura avını seviyorum, ancak büyük balık peşinde olmak bambaşka bir
heyecan. Bu nedenle akya öncelikli benim için.
Bize cok sık yöneltilen bir soru da mera seçimi. Aktif bir avcı
olarak mera seçiminde nelere dikkat edersiniz ?
Mera seçimi önemli bir konu. Genelde yapılan hata meraya göre av seçmek oluyor.
Suya girmeyi hedefleyip fazla incelemeden ortalama bir malzeme ile girdiğiniz
meradan boş çıkma ihtimaliniz her zaman daha fazladır. Halbuki ava göre mera
seçmek gerekir. Öncelikle mevsime ve hatta aylara göre avınızı belirleyin. Muhakkak hava tahmin
raporlarını inceleyin. Günümüzde bu bilgilere ulaşmak çok kolaylaştı.
Seçeceğiniz yerin haritası bulunsun elinizin altında ve bu bilgiler ışığında en
önemlisi rüzgarın durumuna göre seçin meranızı. Bir örnek vermek isterim. Levrek için uygun zamanda isek, sığ suda avlanacağız
demektir. Seçtiğiniz mera, av günü rüzgar alıyorsa oraya kadar boşuna gider suya
giremeden dönersiniz. Bütün bu bilgilere internetten ulaşmak mümkün.
Sualtında daha sessiz olmak için nelere dikkat etmeliyiz ?
Su altı avcılığının üç ana kuralı var. “Sakin olmak, daha sakin olmak, çok daha
sakin olmak.”
Başarabilmenin altın kuralı ise, daha giyinme aşamasında iken bile ağır hareket
etmektir. Yapacağınız her fazladan ve gereksiz hareket sizi yoracak, etrafınızda
istenmeyen titreşimler yaratacaktır. Yavaş giyinin, suya yavaş girin ve ava
başlamadan en az beş dakika satıhta hareket etmeden kalın. Bunun çok avantajları
vardır. Öncelikle balıklar sudaki ses ve titreşimlere çok duyarlıdırlar.
İstemeseniz de varlığınızdan haberdar olurlar, ancak herşeyi tamamlayıp suya
girdikten sonra geçireceğiniz hareketsiz beş dakika onları tekrar
sakinleştirecektir. Malzemenize dikkat edin. Kötü veya yanlış seçilmiş malzeme sizi rahatsız eder.
Dikkatinizi dağıtır ve en önemelisi gereksiz yere hareket edip gürültü
çıkarmanıza neden olur. Suya uyum gösterin. Kendinizi bir balık gibi düşünün ve dhareketlerinizi
dışarıdan bir üçüncü gözle görmeye çalışın.
Denizlerimizdeki balık türlerinin çoğalmasını sağlayacak
çalışmalar yapmak mümkün müdür ?
Kaybedilmiş türler için yapacak fazla şey yok ancak mevcut türlerin en azından
varlıklarını muhafaza etmek mümkün. Ticari balıkçılıkla uğraşanların doğru tesis
edilmiş avlanma yasaklarına harfiyen uymalarını sağlamak lazım. Denizde kontrol
ve yaptırım için çok daha fazla ünite gerekiyor. Bu da daha fazla harcama
demektir. Denizin her mil karesine bir sg birimi koyarsanız iki yıl içinde
balıktan geçilmez. Bunlar ne yazık ki hayal şimdilik.
Geriye vicdanımız ve yurtseverliğimiz kalıyor. Hepsi bu.
Son olarak Jak Boeno'nun gelecekteki
hedefleri
nelerdir ?
Konu su altı avcılığı ise, küçük bir adım attığımı, minik bir meşale yaktığımı
düşünüyorum. Bugün, bu adımı ileri götürmek için amatörce ve iyiniyetle çalışan
arkadaşlar oluştu. Bu iş kısa vedeli değil, çok daha iyiye gideceğini biliyorum.
Dürüst, ülkesini seven ve cesaretli insanlar sayesinde iyi şeyler de oluyor bu
memlekette. Herkes gibi benim de kısa vedeli hedeflerim var tabi ki. Bir yaştan sonra,
dostlarınızı seçme ve zamanınızı istediğiniz gibi harcama lüksüne sahip
hissediyorsunuz kendinizi.
Bilgi paylaşımına ve yapıcı her girişime destek vermeye devam edeceğim.
Değerli yorumlarıyla ve samimi paylaşımlarıyla söyleşimize katılan
sayın Jak Boeno'ya, tüm okuyucularımız adına sonsuz teşekkürlerimizi
sunarız.